Uzun bir haftasonu: Kotor-Budva-Tivat


Gitmeyi seviyoruz biz, hele yolların fonunda ovalar, alabildiğine yeşil ve heybetli dağlar varsa değmeyin keyfimize. Saraybosna’ya kayağa gidiyoruz diye aldığımız biletler karsızlık nedeniyle evrildi. Bileti yakmak ya da açığa almak astarı yüzünden pahalı alternatifler haline gelince, dedik ki gidelim.

Saraybosna’yı ve çevresini geçen nisan ayında neredeyse ezberlediğimizden ve hali hazırda vizemiz olmayınca da vizesiz opsiyonları araştırmaya başladık ve Kotor, Karadağ’da karar kıldık. Nasıl yaparız ederiz derken de Nisan’dan kalan Bosna’lı dostumuz Adna’ya yazdık. Hemen de organize olduk, babası bizi arabasıyla böyle bir tur yapabileceğini söyledi ve hatta beni arkadaşlarınıza da tavsiye edebilirsiniz diye de ekledi.

Araç kiralamadan, araçla böyle bir organizasyon yapmak, özellikle sınır geçiş sürelerimizi yok denecek kadar kısalttı ve bize de bol bol etrafı seyre dalmak kaldı.

Giderken, Saraybosna Havalimanı’ndan Mostar’ı geçip, Trebinije’deki sınır kapısından Karadağ’a girdik ve Herzeg Novi’ye tepeden baktık. Pek kıvrımlı ve çok dağlık bir ülke olduğunu anlamak için bu seyahat bize yetti. Kilometre’ye dökünce 3,5 – 4 saatte gidilebilecek yok, bu doğallıklar nedeniyle 6 saati buldu. Mevsimlerimiz de pek kıvrımlıydı, tam anlamıyla dört mevsimi yaşadık yol boyu. Önce Saraybosna’da bizi yağmur karşıladı, ardından kar, ardından güneş, sınırı geçerken doluya tutulduk ve neyseki ılıman bir Adriyatik iklimiyle kucaklaşabildik, Kotor’da.

Kotor’a giden yol fazlaca büklümlü ve doğal boğaz olan bir alandı. Herzeg Novi’nin tepesinde verdiğimiz fotoğraf molası sonrasında, dağdan yavaş yavaş aşağı inip sahil şeridinden devam ettik. Dar Boğaz nedeniyle adeta göl gibiydi deniz pek çok yerde. Kotor’a gelmeden Perast’ı geçtik. Burası şu meşhur iki adaya ev sahipliği yapan görece küçük olan kasaba. Adaların her biri bir kiliseye ev sahipliği yapıyor, bu dini simgeler, doğa manzarasıyla birlikte şahane fotoğraflar da veriyor. Sahil şeridinde özellikle eski mimari hemen hemen hep aynı, muhakkak bir kilise merkezi oluşturuyor ve dar sokaklarla evler bu merkeze bağlanıyor.


Kotor’a vardığımızda eski şehrin surlarla çevrelenmiş olduğunu gördük. Güney, kuzey ve ana kapısı olan bu şehir o kadar küçüktü ki, nereden girersek girelim Hostel‘imizi bulmak çok kolay oldu. Gider gitmez harita aldık ama kullanmamıza gerek bile kalmadı, böylesi labirent bir şehirde. Farkına varmadan tüm sokaklara girdik çıktık hatta ezberledik.

Sezonda masalarını dışarı koyan daha kalabalık ve sosyal bir şehir Kotor, bizse daha çok kepenkler ardındaki Kotor ile daha haşır neşir olduk. Gerçi yılın bu zamanı böylesi bir dinginlik de çok iyi geldi bize.

Şehrin kendine özgü bir kokusu var bu kokunun nem nedeniyle olduğuna kanaat getirdik, hostelde bile temiz çarşaflar nemliydi, önce herhalde çok yeni yıkandı diye düşünürken, havluların kaloriferin üzerine koymadan kurumadığını görünce farkına varabildik. Tamamı taştan olan ve heybetli dağlardan bir türlü direkt olarak güneşi alamayan bu şehir nemini üzerinde hapsediyordu.


Dağdan gelen kaynak denize bağlandığından olsa gerek her yerde berrak bir deniz gördük. Koyun tamamına hakim en güzel köşesinde ise terkedilmiş ama tabelalarda hala “Buradayım” diyen Hotel Fjord’un hali bizi biraz üzdü, bu kadar değerli bir yerin kullanılmaması ve harabe haline dönmesi bize çok anlamsız geldi. Neymiş ne değilmiş diye araştırıp, hikayesini okuyunca anladık ki burası yolsuzluk işlerine karışmış. ’86 da açılıp yaklaşık yirmi sene önemli bir geçim /gelir kaynağı olarak işletildikten sonra borçlarıyla bir İrlandalı iş adamına 5,5 milyon dolara satılmış, adamın üzerinde ise soruşturma devam ediyormuş, mevzu derin diye anladık, para aklamalar olduğuna inanılıyor. Durumlar karışık. Çok gözde olan konumu ve bu güzel şehre yakışmayan terk edilmişliği umuyoruz en kısa zamanda son bulur Hotel Fjord’un. Kotor’u sezon dışı olmasının ötesinde, çokça sakin, bir o kadar da enerjisi düşük bulduk, belki de Hotel Fjord’un bu terk edilmişliği buranın enerjisini de etkiliyordur. Kim bilir. Öte yandan da sezon olmadığı için her yer tam fotoğraflıktı, kartpostal gibi fotoğraflarımız oldu. Kotor önceki gezilerimizle de kıyaslayınca, biraz Amalfi kıvrımları, biraz Küba meydanları sentezi gibiydi. Venedik’in kanalsız hali gibi de geldi yer yer, tarihinde kolonyal etkiler, Venedik etkileri olunca da şaşırmadık bu benzerliklere.

Geldiğimiz gün şehri çevreleyen surların üzerinden kuzey kapıdan, Güney kapıya kadar dolaşmıştık. Kotor’da uyandığımız sabah da, sabah sporumuzu Kotor Kalesi’ne tırmanarak yaptık. Ama ne dik ama ne uzun bir yoldu, biz de ancak üçte ikisini tırmanabildik, epey de ter attık. Kotor, günlerce gezilecek, vakit geçirilecek bir yer değil. Hatta yazın insanlar daha çok denize girmek için daha çok Budva’da kalıp, Kotor’u gezmeye günübirlik geliyorlarmış, biz de böylece Budva ve Tivat’ı da gezi listemize eklemiş olduk.

Kotor’dan, Budva’ya yakalaşık yarım saatte ulaştık. Geride bıraktığımız UNESCO Dünya Mirası listesine girmiş Kotor’dan sonra, burada daha canlı,
biraz daha büyük ve daha fazla yapılaşmanın olduğu bir sahil şehri bizi karşıladı. Budva’nın eski şehri de dar sokakları ve onu çevreleyen surları ve kiliseleriyle bizi şaşırtmadı. Bu keşif, bizim için de tam bir pazar gezmesi oldu. Burası Kotor’a kıyasla daha kalabalık ve yaşanan bir yer olduğundan çoluk çocuk güneşi gören herkes sahile, parklara, kafelere vurmuştu kendini. Eski şehrin içinde dolanırken, Citadel tarafında müziğe doğru çekildik. Bir abi gitarını almış şahane melodiler çalıyordu. Tam bir âşıklar noktasıydı durduğu yer. Bizi de gitarıyla mest etti. Dalga sesleri, notalarıyla harmanlandı. Oradan dönerken de küçük bir kapı gördük denize açılan ve Budva’nın sembollerinden Balerin Kız heykelinin de olduğu plajı keşfettik.
Denize karşı çay keyfi yaptık.

 

 Budva’dan çıkıp, Tivat’a uğradık. Kotor’a gelmeden büyük yarımadanın tarafında bir Marina şehri olan Tivat, adeta lüksün merkeziydi. Çok büyük bir marinası vardı ve marinanın olduğu bölgeye şehir içinde şehir konseptiyle inşa ettikleri evler çok moderndi. Pazar keyfi yapan insanların yanısıra birçok lüks mağaza da vardı etrafta. Tivat’ı uzun ve geniş sahil şeridi nedeniyle çok sevdik. Oradan Kotor’a dönüşümüzse on beş dakika kadar sürdü.

 Kotor kaçamağımız, bizim için en güzel restoranı olarak listelenen Galion Restaurant’ta şahlandı. Zaten kimseler yoktu ama rezervasyon yaptırıp, şansa bırakmadık deniz kenarı masamızı. Tripadvisor’da en güzel restaurant olarak geçen Galion bizden de tam not aldı. Karadağ’ın mutfağı çok özellikli olmadığından, iyi mönüsü olan bir balık restoranında yemek yemek bizi mest etti. Başlangıç olarak, balık pate, havyar, ahtapot ve somon carpacciolu bir tabak ve salata aldık. Ekmekleri ve limon kabuklu krem peyniri ise şaheser niteliğindeydi bizim için. Sonrasında çipura yedik yanında patates ve sebzeli bir kavurma ile. Kapanışı da portakallı panna cotta yanında espresso browni ile yaptık. Buena Vista müzikleri eşliğinde yemek yemek de bizim için güzel bir sürprizdi. Çok iyi geldi.

Saraybosna’ya dönüşümüz se bu kez Risan üzerinden, daha da büklümlü ve hatta doğal süreçlerde oluşmuş bir yol üzerinden oldu. Ne yazık ki çok şeritli asfalt yollar bu bölgeler için biraz hayal niteliğinde, aynı şekilde tren de öyle. Özellikle savaş sonrasında, tren yolu yerine araba yolu arasında tercih yapıp, yatırımları araba yoluna yaptıklarından, birazcık keyfe keder işleyen bir tren sistemleri olduğunu anladık. Bu nedenle de trenle bu yolculuğa çıkmayı tamamen planımızdan çıkardık. Izlaz nehri kıyısından dağ yollarından bol bol tünellerden geçerek, en son Bosna’da Foça üzerinden Saraybosna’ya vardık. Gezimize, Saraybosna Baş Çarşı’daki gözde Cevabi mekanımız Ferhatoviç’te leziz bir sofrada son verdik.

Uzun bir haftasonu için ideal bir yerlerden biri Karadağ. Tamamen fişi çekip, bir yenilenip, zihinsel detoksunuzu yapın derim. Koşturmadan, sakin sakin gezmek, eski şehirlerin sokaklarında kaybolarak haritasız dolaşmak gibisi yok !

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: