Sarajevo / Saraybosna Notlarım..

Sarajevo Aşkım Benim (*)


23 Nisan Bayramı’mızı biz Saraybosna’da oldukça kalabalık bir ekiple kutlamayı diledik ve dilediğimize kavuştuk bu sene  !

SarayOvası , SaraYevo dönüşümünden sonra dilimize Saraybosna olarak yerleşmiş güzel ülkenin, güzel şehri , zihnimizde, gönlümüzde ve elbette damağımızda öyle bir yer bıraktı ki; anlatması güç olacak. Yine de gezginlere, henüz fırsatı olup gidememişlere vesile olsun, gidenleri de hayattan bir süreliğine koparıp, o an’ılarına döndürsün diye yazmak istedim.

Ve tüm bunların ötesinde “şahitliğimiz”in borcu olarak bu satırlar dile gelsin istedim.

1 (46)Çok değil, 20 sene önce acıların, korkuların en büyüğünü yaşamış bir halkın yaşadıklarından kalanlara şahit oluyorsunuz şehri gezerken, özellikle havalimanından merkeze yani “BaşÇarşı”ya doğru giderken, kurşun izleri hemen her binada göze çarpıyor. Şehir merkezinde de, restore edilmeyen birçok noktada benzer izlere rastlamak mümk1 (23)ün. Ayrıca, şehirde dolaşırken, yerde kırmızıya boyanmış ve etrafı taşlarla çevrili izler görebiliyorsunuz. Bunlar atılan havan toplarının saçmalarının izleri ve özellikle “unutturmamak” adına kırmızıya boyanmış. Bunları her adımda görmek üzücü olduğu kadar ürpertirici de.

Dolanırken muhakkak, 1992-95 yıllarına dair, “hatırlatma” yazıları da görüyorsunuz. “Unutma, Hatırla ve Uyar!” yazıyordu, 1992 yılında şehir kütüphanesinin, 2 milyondan fazla kitap ve arşivinin yakıldığı Belediye Binası önündeki yazıda. Ve gezinin bizim için en unutulmazlarından biri olan Srebrenica Galerisi’nde asansörde Türkçe dâhil, 3 dilde yazan “Sen Benim Şahidimsin” cümlesi bizi sahiden savurdu.  

Öte yandan, güleryüzlü ve yardımsever şehir sakinleri, bize ne kadar güçlü insanlarla çevrili olduğumuzu da fark ettirdi. Turist gibi her an yeni bir keşifle arşınladığımız sokaklar, bu misafirperverlikle adeta bizlere “kendinizi evinizde hissedin” diyordu.

Yapılacaklar, Görülecekler ve “Yemeden Gelmeyin”ler listemiz ise şöyle:

Havalimanı’ndan Ulaşım:

Saraybosna oldukça rahat ulaşımı olan adından da anlaşılacağı gibi bir Ova şehri. Dağlarla çevrili bir düzlüğe kurulmuş. Havalimanı’ndan şehir merkezi yani Başçarşı bölgesi yaklaşık 20 dakika sürüyor, Taksi ile. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, havalimanı taksisi yerine, havalimanına yolcu bırakan taksilere binmek ve elbette fiyattı baştan konuşmak. Havalimanı taksileri 30 € gibi bir fiyata götürürken, diğer taksiler, yaklaşık 15 KM’ye (yerel para birimi – convertible mark) götürüyor ki bu da 7-8 €’ya tekabül ediyor.

Gezilecek & Görülecekler:

Nerede Kalınır ?

Şehrin merkezinde bolca turistik haritalar, bilgi panoları mevcut, bunlar epey bir fayda sağlıyor. Bununla birlikte oldukça kolaylıkla yayan keşfedilebilir bir şehir olduğundan birkaç noktayı belirleyip, bu noktalar etrafından keşif turuna çıkmak oldukça büyük kolaylık. Otelimizin de merkezde olduğunu söylemek çok büyük sürpriz olmasa gerek. Eğer ev kiralamak ya da Hostel’de kalmak gibi bir fikriniz yoksa kesinlikle önerim, Hotel Sokak olacak. Daha girdiğimiz ilk andan itibaren bizi güler yüzle karşılayan bir aile işletmesiydi.

Başçarşı ve Çevresi

1 (6)Otelimizin nehre doğru bir paralel sokağı meşhur Ferhadija Caddesi’ydi. Başçarşı’nın sembolü Sebil’e kadar giden bu caddenin ortasında yerde “Meeting of Cultures” (Kültürlerin Buluşması) yazısı var. Bunun üzerinde durduğunuzda bir tarafınız Osmanlı bir tarafınız Avusturya-Macaristan kültürünün yansıması. Osmanlı tarafında Gazi Hüsrev Bey Camiisi, Kütüphanesi, Medresesi ve Taşlıhan döneminden kalma Bedesten’i bulunuyor. Diğer tarafta ise en belirleyici olarak Katolik ve Ortodoks kiliseleri ile beraber Yeni Sinagog bulunuyor. Meşhur Latin Köprüsü de bu tarafta kalıyor. Bununla beraber adeta bir Seyirterası konumunda bulunan Sarı Kale (Zuta Tabija) ve savaşı belki de bu kadar “gerçek” hissettiğiniz Kovaci Mezarlığı da Başçarşı’nın yukarı tarafında bulunuyor. Sarı Kale’den şehre bakmak ne kadar güzelse, şehrin büyük bir kısmını kaplayan beyaz mermerleri de bu bakışa dâhil etmek bir o kadar hüzünlü. Bosna Hersek’in ilk cumhurbaşkanı ve savaş dönemi devlet başkanı olan Alija İzzetbegoviç’in de anıt mezarı bu mezarlıkta bulunuyor. Saraybosna’da hissettiklerimiz, bu taze acılara rağmen gözlemlediklerimizin sırrı, halkına tercüman olan devlet adamının “Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.”  sözlerinde yatıyor olsa gerek. 

Şehrin sokaklarını bir bilenden dinleyerek, gezmek için tek yapmanız gereken sabah saat 10:00’da Sarajevo Katedrali’nin önünde olmak. Biz, kalabalık bir ekip olduğumuzdan önceki gün sözleşmiş ve planlamıştık bu gezimizi. BH Spirit City Tours’un düzenlediği bu ücretsiz tura katıldık.  Gördüğümüz yerlere, hikâyelerini ve tarihi notlarını da ekledik. Rehberimiz Dani, kültürlerin, dinlerin B’irleşme noktası olan “bu şehri Kudüs’ten ayıran nedir sizce?” diye sorduğunda cevabı da ardından geldi, “erişilebilirliği, etrafında duvarları olmaması”. Fiziksel duvarlarının ötesinde zihnimde adeta kollarını açmış, insanlığı kucaklayan bir şehir canlandı.

Konjic – Pocitelj– Blagaj – Mostar

Aslında Saraybosna şehri desem dursam da bizim gezimiz Bosna Hersek gezisine döndü ve iyi ki de öyle oldu.  Bu doğa harikası ülkenin güzelliklerini görmek şahaneydi.  Bir önceki gün şehri birlikte keşfettiğimiz Dani ile bu kez tam bir günü şehir dışı gezimize ayırdık. Yaklaşık 200 km mesafede olan Mostar’a diye yola çıkıp, daha fazlasıyla karşılaştık. Böyle bir tur için adam başı 50 € civarı fiyatlar konuşuluyor, elbette kaç kişi olduğunuz ve pazarlık kabiliyetinizle bu fiyatlar “açılış” fiyatı olarak kalabiliyor.

Turumuz Osmanlı kasabası olan Konjic’teki fotoğraf molamızla başladı. Puslu hatta biraz serin başlayan gezi, adeta her geçtiğimiz tünel sonrası daha da ısındı ve güneş oldukça bonkör davrandı bizlere.  Yol üzerinde verdiğimiz Börek molası ise satırlara sığmayacak bir lezzet durağıydı.

Mostar’dan önce Pocitelj ve Blagaj’a uğradık ve gezme & görme finalini Mostar’da yaptık. Yeme & içme kısmını ise adeta zirvede “kuzu çevirme” ile yaptık.

1 (52)Pocitelj, Neretva nehri kıyısında küçük bir köy. En tepede, tarihte savunma amaçlı kullanılmış kalesine çıkıp, bu küçük köyü, alabildiğine yeşil bir fonda, hamamı, saat kulesi ve cami minareleri ile buradan seyretmek, ressamlara ilham veren bu doğal tabloyu zihnimize kazımak harikaydı. Bizim rotamızın en uç noktası olan Pocitelj’den geldiğimiz yöne doğru Neretva nehri boyunca gittikten sonra içeri doğru giriyoruz, köylerin içinden geçip, debili akan doğal bir su kaynağının yanından yolumuza devam ediyoruz. Hayalimizde kıyısına örtümüzü serip, pikniğimizi yapıyoruz. Yolun sonu bizi, kaynağa götürüyor.

Blagaj, tarifsiz bir huzur köşesi. Dik yamaçların arasında, köpük köpük akan bir su kaynağı kenarı burası. Alperenler Tekkesi ile meşhur. Dani bizi gizli köşesine götürüyor, Tekke’nin tam karşı köşesindeyiz. Şişelerimizi dolduruyoruz. Dayanamayıp, buz gibi suya daldırıyorum ayaklarımı. Cennetimdeyim. Öyle bir yer burası; en çok aklımda kalan.1 (64)

Son durak, Mostar’a gidiyoruz buradan.

1 (69)Mostar oldukça turistik bir yer. Bununla beraber, burası bölgenin en sıcak yeriymiş. Sıcaklık 45 derecelere kadar çıkabiliyormuş. Nisan ayında yazı yaşıyoruz burada. Mimar Sinan’ın öğrencisi Hayreddin’in eseri olan köprü, yüzyıllar boyu tüm heybetiyle dururken insan eliyle savaş sırasında 93 yılında yıkılmış ve on sene sonra tekrar inşa edilmiş. Bu heybetli köprüyü seyrettiren en turistik faktör ise para toplayıp, buradan atlayan gençler. İtiraf ediyorum, biz de bekledik ve izledik. Köprünün ilerisinde bir küçük Mostar daha var, bu da zamanında Mostar öncesi yapılmış bir deneme köprüsü olarak nitelendiriliyormuş. Mostar ve çevresi UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. Çok uzun kalamasak da her açıdan yakaladığımız harika manzaralarla zihnimize kazınan bu yerden güzel an’larla ayrılıyoruz.

Yazının tam da bu bölümünde, ‘Yemeden & Tatmadan Gelmeyin’ ler bölümüne geçmenin kaçınılmazlığıyla yüzleşiyorum.

‘Yemeden & Tatmadan Gelmeyin’ ler:

1 (77)Saraybosna sadece tarihi ve coğrafyasıyla değil, lezzetleriyle de oldukça öne çıkan bir yer. Ćevabdžinica – Kebap, Buredzinica – Börek neredeyse adım başı göreceğiniz kelimeler.

Biz Kazandžiluk’ta Ferhatovic’te kebabımızı yedik. Muhteşem ekmekleri arasına köfte ve yanında soğandan oluşan bir tabak bu. Yoğurt dediğinizde tuzsuz ayran geliyor yanına. Leziz bir uyum oluyor.

Hamur işi konusunda sanıyorum, rakipsizler. Zira yediğimiz börekten, kuru ekmeğe kadar her şey harikaydı. Böreğimizi Buregdzinica Sac’ta yedik ve hatta Türkiye’ye de getirdik.

1 (12)Akşam yemeği için ambiyansı ve hatta hikâyesi ile Inat kuća –  İnat Evi de harika bir seçimdi. Çarşı içinde yemek içinse Pod Lipom bizi çok mutlu etti.

Hamur işine ek olarak, etlerine de bayıldık. Yağsız ama bir o kadar lezzetliydi. İçinde soğan dolması, kabak dolması gibi çeşitlerin bulunduğu Sahan’ları meşhur. Tavuk suyuna çorba – Begoya çorbaları güzel. Hepsinin lezzetine ek en güzel yanı ise ülkemize kıyasla çok ucuz olmaları. Adam başı 200 gr et yiyerek, sofradan 10 TL civarı bir tutara kalmak, ilk başlarda çok şaşırtıcıydı, gün geçtikçe alıştık. Hele Mostar gezisi sonrası, kiloyla yediğimiz kuzu çevirmenin kilogram fiyatı yaklaşık 40 TL civarıydı.1 (22.)

Tatlılara gelince; Türkiye’de son dönemde çok meşhur hale gelen Trileçe , onlar için adeta çok sıradandı. En meşhur tatlıları, içi cevizli, fındıklı olan elma tatlısı; Tuhafiye’ydi.

İçeceklere gelirsek, Sarajevska biraları dünyaca ünlüymüş. Bu kadar güzel olmasının sebebini, şehrin yüzde sekseninin doğal kaynak sularıyla beslenmesi olarak gösteriyorlar. Benim en çok sevdiğim kısım buydu, hemen her yerden su içebiliyorsunuz. Şehrin simgesinin ismi Sebil, daha ne olsun  !

Ve elbette, bu doğal sularla yapılan Boşnak Kahvesi. Türk Kahvesi’nden farkı; sunumu. Eskiden bizim kahveler de cezve içinde sunulurmuş gerçi, şimdilerde direkt fincanla geliyor, onların bu usulü ise halen devam ediyor. Bize çok farklı gelmedi yine de mis gibi kahve kokusu bizi “Minas Kafa” ya sokup, taze çekilmiş kahve almaktan da geri durmadık.

Gece Görülecek Yerler:

Bu başlığı açma sebebim, dur duraksız şehrin her anını deneyimleme sevdamızın bir sonucu. Şehir merkezinde Katedralin önündeki sokaktan başlayan barlar, Hotel Europe bölgesinde yoğunlaşıyor. Hafta sonuna denk gelmenin güzelliği, birçok mekânda canlı müziği yakalamak oldu. Cheers bu mekânlardan biriydi. Ertesi gün de merkezin biraz ötesinde ki yine de yürüme mesafesinde, BBI alışveriş merkezinin karşı çaprazında sinema salonundan bozma Cinemas adlı bir gece Kulübü’nde canlı müzik vardı, oradaydık. Athena’nın “For Real”ı çıktığında yaşadığımız milli marş hissi sanırım satırlara sığmayacak bir andı bizim için.

 Seyahatimizin en dillerden düşmeyen “eleştiri”si ise, kapalı alanlarda, restoran, bar, alışveriş merkezi demeksizin hemen her yerde sigara içiliyor oluşuydu. Hiç kimsenin sigara içmediği bir grup da olunca, gerçekten çok zorlandık, rahatsız olduk, odaya geldiğimizdeki küllük kokma hissinden.

Her birimizde öyle bir yer etti ki Saraybosna seyahatimiz ve hepimiz öyle çok etkilendik ki gördüklerimizden, yaşadıklarımızdan ve “şahit” olduklarımızdan. Küçücük bir parçasını da olsa yansıtabilmek içindir, satırlarım. Tüm yaşananlara rağmen, tüm tazeliğine rağmen , “yakın geçmiş” ifadesinin adeta “geçmiş” kısmına odaklanıp, yaşamlarına devam eden tablo gibi bu şehrin, bu ülkenin güler yüzlü insanları bize aslında hayat dersi verdiler duruşlarıyla. Her şey hayata dâhil ve sır ‘senin nasıl yaşadığında’.

Unutmamak, unutturmamak gerekiyor orası kesin ama sadece ver sadece tek bir amaçla; ‘Bir daha kimsenin başına bunlar gelmesin’ diye  !

“Dinlemeden Geçmeyin” Notu: 

Sarajevo  Ljubavi Moja – Sarayevo Aşkım Benim

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: