AmaSra: Nam-ı diğer Çeşmi Cihan

Büyükşehir insanının kendini tanımladıklarından, ‘görünmek’ zorunda olduklarından  kaçışı içindir ‘tatil’i. Tüm unvanlarından mola almasıdır ve hatta bir çok ‘sahip olduğundan’. İdame ettirecek kadar olanlar alınır, fazlası yüktür. Yola düşülür. Karayolu ile gidildi mi yol yormaz aslında, özgürleştirir. Gitmeyi hissettirir, kademe kademe uzaklaşmayı. Çukurludur, yokuşludur ama varılanı güzelleştirir, varolanı farkettirir.


İstanbul’dan soluklanmak,  ruhumuzda bahar temizliği yapmak için belki de uzaklaştık, dostları yakın eyledik. Uzaklaşmaların en lezzetlilerinden olmalı uzaktakilere varmak. Sofralarda buluşmak, sohbeti katık etmek. 
 
Kervan yolda düzülür misali rotamız varmaktan öte gitme hedefiyle çizildi. Doğa’l olarak vardık Amasra’ya. Nam-ı diğer Çeşmi Cihan’a. Ne yöne baksak denizi gördüğümüz küçük bir Batı Karadeniz güzeli Amasra. Sokaklarında kaybolmak isteseniz de başaramayacağınız, ancak ve ancak maviliğinde, ufuk çizgisini ararken kendi sokaklarınızda kaybolma ihtimalinizin olduğu. Havasının sizi derin derin nefes almaya şevklendirdiği. 
Amasra’ya İstanbul’dan gitmek isterseniz en rahat yol, Bolu-Devrek. Bartın’ı geçince Amasra’ya iki giriş var; DoĞu ve Batı. DoĞu girişi ilk buluşma için oldukça ideal. Tepeden bakabiliyorsunuz Amasra’ya. Ağırlıklı hanımlardan oluşan bir mini pazar alanı da kurulu burada, doğal ürünler, hediyelikler bulabiliyorsunuz. Yolu takip ettiğinizde sakin sakin büklümlü yolları inmekte fayda var. Zaten çok sürmüyor ve sahilde buluyorsunuz kendinizi. Sahil şeridi ince uzun bir yol misali, her iki tarafı da deniz manzaralı. Bu yolun sonu Kemere Köprüsü ile adaya bağlanıyor.Bizim kaldığımız taraf, Liman tarafındaki Büyük Amasra Oteli’ydi. Kısaca Hotel diyebiliyoruz, üzerinde yazdığı gibi. Konforu, temiz çarşaf ve su olan çok fazla güncellenmemiş bir otel burası, ancak deniz manzaralı oda ile tüm detayların unutulduğu bir yer. Butik Pansiyonlar ve başka Oteller elbette var Amasra içinde. Manzara ikinci tercihse konaklamada onlar tercih edilebilir. Yine de aktarmakta fayda var, güne Amasra’da uyanmak unutulmazdı; balkon kapısı açık içeri süzülen, dağların gölgesinden kendini kurtarmış ışıl ışıl güneş uyandırıyor, üşütmeyecek bir tazelik perdeyi hareketlendiriyor, kuş sesleri, dalga sesleri ile kaynaşıyor. Fazla uyumak adeta günah sayılıyor burada. Bu keyfi gözleri açık yaşamak istiyor insan. Alarmsız doğa’l erken kalkışlardı bizim tatilimize de damgasını vuran. 
 
Liman’dan kalkan teknelerle dilerseniz 45 dakikalık geziler yapılabiliyor. Sahilde bolca balık Restaurantları var. Elbette benim de bir iki tavsiyem. Çeşmi Cihan oldukça doyurucu porsiyonları olan, ağırlanması da güzel bir restaurant. Hava kararmadan gidilirse, manzaranın keyfi de çıkabilir. İkinci tercih ise Balıkçı’nın Yeri, burada da tatlı dil mönünün önüne geçiyor; “Evinize Hoşgeldiniz” diye açılıyor kapı. Oldukça süslü Amasra salatası sofranın olmazsa olmazlarından. 





Sahil kasabası olan Amasra’da yazın Deniz keyfi yapmak da mümkün. Henüz sezon açılmamışken ise dalga sesleri eşliğinde tarihi bir gezi yapılabiliyor. Osmanlı’nın 17 Ekim 1463’te Fatih ile buraya hakimiyeti öncesi hüküm süren Cenovalılardan ve hatta öncesi Bizans döneminden bir çok kalıntıya rastlamak mümkün. Amasra Kalesi bunların en heybetlisi. Tüm bu tarihe dair kalıntılar ise Direkli Kaya’nın karşısında denize nazır konumlanmış Arkeoloji Müzesi’nde seyre sunulmuş.  Evlerin arasında kalmış bir çok saklı mirasa ise tesadüfler bizi ulaştırıyor. Cenova Şatosunun kapısı, şimdilerde kültür ve sanat evi olarak kullanılan Küçük Kilise bunlardan bir kaçı. Zaman zaman etraftaki turistlerin de varlığıyla, kendimizi bir Avrupa şehrinde hissediyoruz. Manzaranın büyüsüne de hemen her fırsatta her adımda ulaşılıyor. Kemere köprüsünden geçip sağ tarafa kıvrılan yolda Ağlayan Ağaç kafeye uzanıyorsunuz. Selvi cinsindeki bu ağaç nemli havalarda ‘ağlaması’ ile meşhurmuş. Buradan manzara ise Tavşan Adası’na doğru. Tepeye doğru gittikçe kuş misali daha geniş açıyla bakıyorsunuz Amasra’ya. Amasra Feneri de tepede sizi bekliyor. Muhakkak uğramadan öte’ye geçmeyin dedirten Amasra’nın en tatlısı ise, Kemere Köprüsü’ne gelmeden Çekiciler Çarşısı’ndan çıkınca sağda kalan Lutfiye. Şöyle bir soluklanıp, kahve keyfi yapalım derken, lokumlu, reçelli, fındık ezmeli  enfes bir ağırlama ile karşılaştık. İstanbul’a da bu lezzeti taşıyalım istedik. Öyle samimi bir yerdi ki be öyle derin nefes aldık ki anısı pek güzel yer etti damağımızda, dimağımızda. 
 
Barış Akarsu’nun nam-ı diğer Amasra’nın Hırçın Dalgası’nın ruhunu da en güzel miraslarından biri olarak saklamış Amasra. Öyle bir gurur kaynağı ki, sokaklardan geçerken bile resimleriyle karşılaşıyor hatta Müze tarafında Karadeniz’le melodilerini buluşturan bir anıtı bile dikilmiş. 

 

 
Tarihi, doğası ve insana dair zenginlikleriyle Batı Karadeniz’in ucundaki bu küçük yer tatilimizi bize en görkemli şekilde yaşatıp, anılarımıza pek güzel ve lezzetli bir şekilde dahil oldu. Uzaklaştık bize biçilenlerden, mecburiyetlerden. Doğa’llığıyla uyandık erkenden güne, B’ize. En makyajsız, rötüşsuz halimizle kaydedildi an’ılarımız. Derin bir soluklanma, dalga seslerini yeşilli mavili sahnelerinize fon yapmak için çok samimi  bir ‘tatil’ yeri Amasra. Sizi özgürleştiren, güzelleştiren ve hatta isminizden sizi sıyıran olursa da ‘yol arkadaşınız’  anlamı bir başka oluyor bu gitmelerin, var’maların. 
                                         
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: