Benim Aşk*’tan anladığım…(*AMOUR_Michael Haneke)


Aşk (Amour) , bu filmi festivalde değil de şimdi izlemem tesadüf mü ? Peki tesadüf diye bir şey var mı ? Aşk tesadüfleri mi sever yoksa, yaşananlara tesadüf demeyi mi ?
Aşkın da dahil olduğu hayat, duadan ibarettir bence. Dua dediğim, ‘yönlendirdigimiz düşüncelerimiz’, hani şu en güncel tabirle evrene yolladığımız mesajlarımız. Ki aslında biz de başlayıp, B’izden bize yollanan.Micheal Haneke’nin Cannes Film Festivalinden bu sene Altın Palmiye’yle dönen filmi, Aşk (Amour), 80 yaşlarındaki bir çiftin öyküsü. Fiziksel yaşamlarının sonlarına doğru karşılaştıkları ‘yeni’ durumun anlatısı.

Anne (Emmanuelle Riva), bu birliktelikte ‘duran’ olmuştur. Bedeni hareket kabiliyetini aşama aşama kaybetmektedir. Georges ( Jean-Louis Trintignant) ise o dururken onun hareketi olandır. Hikayenin başkahramanlarının müzik öğretmenleri olması tesadüf olamaz, diye düşünmeden edemiyorum. Bir arkadaşım beyninde çalan her daim çalan, yaşamın müziğinden bahsetmişti. Hemen her durumda, gördüklerine beyninde çalan bu müzik fon oluşturuyormuş. Kimilerinin de ‘hayatin ritmi’ derken kastettikleri böyle bir şey olmalı. ‘Aşk’ta kendi müziğinizi besteliyorsunuz adeta. Fonda çalan sizin duyduğunuz oluyor. Yavaş bir film, ağır ağır akıyor, ancak kendi hızınızı, yükşelişinizi kendiniz yaşıyorsunuz.

Aşk da pek farklı değil, değil mi ? Kendi müziğinizi bulmak. Hatta kendinizi bulmak demek ,O’nda. Bulunan ise herkesin kendi yoluyla, kendine göre, Kendinde. Bu nedenle de bamb’Aşk’a. Bu noktadan bakınca, Haneke’nin fonda müzik kullanmaktan bu kadar uzak durması daha manalı geliyor.

George ve Anne’ in öyküsünü izlerken, hissettiklerim ve bu nedenle aktarabildiklerim kendi ‘duyduklarım’. Benim Aşk’tan anladığım. Aşk, böylesi dramatik bir süreci; göz göre göre, parça parça hayat arkadaşını kaybetme sürecini yaşanması gereken, üstesinden gelinebilecek ‘yeni’ bir durum sayabilmektir. Bu durum için tek bir gözyaşı dökmeden, sorumluluğu alıp, duruma uyum sağlamak, çözümüyle gelmektir. Paylaşmaya, yılların eskitemediği anıları anlatmaya devam etmektir. Birlikte yaşanmamış çocuklukların sahiplenilmesi, ‘oyun arkadaşı’ olunmasıdır. ‘Evvelin de O olmasıdır’ ahir ömürde. Bedenlerin B’ir olmasıdır, Aşk. Destek olmak için hareket etmekte zorlanan bir vücudu ayağa kaldırdığında, fondaki o müziğe kapılıp, ‘dans etmektir’ uyumla. Onun canı yandığında, kendinde hissetmektir onu. Bunu bilip, O’na öylece dokunmaktır. “Senin için ne yapabilirim?” diye sormamak, cevabı bilmektir. Hayatı, olduğu gibi karşılamak, karşı durmamaktır, Aşk. “Bundan sonra ne olacak ?” sorusuna verilen basit cevaplardır. Akıtmaktır hayatı. Zamansızlıktır Aşk, ya da zamanın durduğunu hissetmektir. Sadece B’izdeki An’ı yaşamaktır. Anılara bakıldığındaysa, hayatın upuzunluğunu kutlamaktır. Yıllara değil, yaşananlarının ‘uzun’luğuna yapılan göndermeyle. Karşındakini bir güvercin tutar gibi tutmak ve vakti geldiğinde O’nunla özgürleşmektir. Onun kanat çırpışlarında estirdiği rüzgarda uçuşmaktır, Aşk. Ve Aşk, her ne olursa olsun, ‘kapı’dan beraber çıkmaktır. Elele. O eli sımsıkı tutmak ve öyle ki, tutarken kendi elin mi O’nun mu bilemeyip, O diye kendini öpmektir, B’izi öpmektir.

Hayatla ölüm, uyku ile uyanış. Öyle içiçe ki. Nerede, hangisinin başladığını anlamak, hayatın muziğinde ‘dans edebilmek’ fark edebilmekten geçiyor. Bir kalp hareketinin durması kadar basit ve kolay olmayan bir farkındalık bu. Ölmek, yaşamak kadar değerli ve sorumluluk isteyen. Hayatı tüm sorumluluğuyla karşılamak demek olan. Sonrası.. Sonrası da olan..

Aşk (Amour) izleyende, yaşayanda oluşan farkındalıktır. Yaşadığını hissetmektir. Bedeni, ruhla kombinleyip ve hatta O’nunla B’irleşip, ‘nefes almanın’ ötesine geçmektir. Hissetmektir. Sımsıkı tutulan eldeki nabzın ritmine kendini kaptırmaktır. Onu kendi müziğine uydurmaktır. Aşktan anlanan, B’enim Aşktan anladığım dönüşecektir, zamanlar. Yazı kalacaktır elbet ama yeni hissedişlerle yeniler de ‘yeniden’ yazılacaktır.

Kendi fon müziğimi paylaşmayayım, bu filmi izlerken, bu yazıyı okurken, kendi farkındalığınız, kendi melodiniz olacaktır ardında.

“Bu filmi gördüm !” diyorsanız, daim olsun Aşk’ınız. ‘İzlemek’ istiyorsanız da ‘dua’larınız sizinle, sizde. Ben gördüm ve dualarımın isabet ettiği tesadüf eden olduğum için teşekkür edenim.

Aşk (Amour) Beyoğlu sinemasında oynuyor. Bilet koçanınızı bir an önce alın ve o dokuda izleyin derim..

http://w3.sabah.com.tr/kultur_sanat/sinema/2013/01/05/benim-asktan-anladigim

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: