ŞEMS’PARE !





ELİF ŞAFAK / ŞEMSPARE

Elif Şafak’ın son ve çoğunlukla gazete yazılarından oluşan derleme kitabı Şemspare’yi piyasaya çıkmasına kıyasla biraz ‘geç’ kalarak okuyabildim. Buna karşın, dönemsel olarak hatta mevsimsel demek daha doğru olacak, tam da zamanında önüme düşmüş satırlar. İstanbul’da ‘kararmıştır gökyüzü, kasvetli bulutlar kaplamıştır semayı’ sonbahar kendini hissettirmektedir. Tam da ‘griler içinde kalmışken’, rengarenk olanı sunan kitap, Şemspare, aranan o ışık kaynağı ‘güneş parçası’ tam zamanında geçmiştir elime ve belki de benim gibi hisseden, bir kaçıyla yakın zamanda metroda karşılaşma bulduklarımın ellerine.

Şemspare güneş parçası demek. Elif Şafak, diyor ki “Gönülden yazılmış her roman, her hikâye, her kelime bir Şemspare’dir.” Bense, okudukça bu ‘parça’ları diyorum ki, bazen de okunan her roman, her hikâye ve her kelime ‘oku’yabilenin şemsparesidir; insana içindekini aslında kendi Şems’ini keşfettirir ve hatta keşfi aksettirir. Grilerden sıyırır, ama siyah ya da beyazın seçimiyle değil renk cümbüşünün, bizde var olan ama bazen unuttuğumuz, unutturulduğumuzun keşfiyle.

Şemspare içindeki her bir ‘deneme’ /denenmekte olan parçasında hatırlatıyor okuyucuya kendi renklerini. Belki de bu hatırlatmaya atıf, “Gurbet”le başlıyor sonra, “Birbirine tutunamayan” kadın ve erkek hikayesi üzerinden, ne kadar inatçı olabildiğini gösteriyor, insanoğlu ve insankızının. ‘Bir türlü değişmeyişimiz, hayatı sarmal halinde yaşamamız’ın inadı bu ya da unutkanlığı. Düşünmeden edemiyorum ben de, Şemsimizi ve karşımızdakinin Şemsini unutuşumuzdur esas tutunamayışımızın sebebi budur belki de birbirimize.

O kadın ve erkek diğer sayfalarda da peyderpey çıkıyor karşımıza , “totaliter” aşıklar olarak. Sevdi mi kendi benliğini karşıdakinin benliğini esir etmek için kullanıyor, şüpheye tahammül edemiyor ve rahat olamıyor. Halbuki ‘doğru’ aşk varlığını tereddütten ve dürüstlükten alıyor. “Seni seviyorum ama şu anda değil. Seni görmek istiyorum ama bugün değil” diyebilen özgürce yaşayabiliyor onu. Tam da burada bir sonraki başlık beni ikna ediyor, belki de zaman zaman ‘tadilata’ girmemiz gerekiyor, ‘sevdiklerimizden onlara verdiğimiz rahatsızlık nedeniyle özür dileyip’ yenilenmemiz gerekiyor, unuttuklarımızı hatırlamak için, sevdiklerimiz için ve hatta ondan da önce kendimizi daha cok sevmek için. Bu dönemde yenilenirken, dönüşmeyi de öğrenmeli. Şafak’ın anlattığı “Yorgun Çiftler”den olmamak için önce ‘Eğilip bükülmeyi öğrenmeli, kırılmamak ve hatta kırmamak için’.

‘Şemspare’leri okudukça aslında kendi içinde bağlanıyor satırlar, başlıklar önemini yitiriyor. ‘Deneme’leri insan kendi içinde birleştiriyor adeta. 

Embedded image permalink 

Elif Şafak, kadın-erkek denklemi ve birlikteliklerinin ‘kurum’unun gözlemlerini paylaşırken, kodlanmış ‘insan’lığımızdan da dem vuruyor. Toplumdaki duruşumuz, ya da belki de uzak duruşumuzu da anlatıyor. “Camdan getto”larımızdan bahsediyor. Bir türlü çıkamadığımız. Kendimiz gibi olmayanı, bizim ‘tarafta’ olmayanı almadığımız. Ben de düşünmeye başlıyorum bir yandan, zaten bu gettolarla doğuyoruz, şanslı olanlar çıkabiliyor belki ama öyle zor ki. Önce adın-erkek gettomuzla yetişiyor, sonra ‘toprağımızı’ tanıyor, ‘en doğruya’ inanıyoruz, bizim olana. Cam kırılgandır ya bu nedenle daha cok tedirgin yaşamaya başlıyoruz daha sağlamlaştırıyoruz inşaatı, malzememiz önden gelen yargılarımız. Yanımızda diğer ‘cam’dan olanlar ki aslında onlar da aynı ‘can’ dan görmüyoruz, şeffaf cam duruşumuzla görünür oluyor aslında. Tam da bu ‘can’dan ötürü ‘cam’ın ötesine bakıp, hoşgörmemeyi, denk görmeyi öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum, “Hoşça Bak Zatına” diye yazarken satır başında.
Şemspare, M.K. Perker’in çizimleriyle zenginliğine zenginlik katan, renkli şemsiyelerle “emek” verilerek çekimleri yapılıp, kitap kapağına taşınan çalışması ile “nasıl” sunulduğunun önemine vurgusunu da içinde barındırıyor. Şafak, satır aralarında okuyucularına şarkılar da tavsiye ediyor, okuduğu, takip ettiği yazarların hayatlarından kesitler sunuyor, “muhakkak okuyun”, “izlemeden geçmeyin”lerini de paylaşıyor yazılarında adeta sürpriz Şemspareler iletiyor.   

Okurken öğreniyorum, Boston Globe’un “Yalnızların Gücü” araştırmasını. Yalnız insanlar daha üretken olurmuş, daha doğrusu yalnız kalabilen insanlar, grup psikolojisine kendini kaptırmayanlar. Okumak da bence insanın kendiyle ‘başbaşa’ kalabildiği en güzel zamanlarından. Bu nedenle kendinizle sosyalleşmek istediğinizde, biraz ‘dinlenmek’ istediğinizde ve hatta olur ya “yürütemediğiniz meslekleri, artık sizi sevmeyen sevgilileri bırakmak” istediğinizde “vazgeçmenin” güzelliğinin farkına varmak ve hatta ‘özgürlüğünü’ hissetmek istediğinizde, alın derim Şemspare’yi elinize.

Kitabı okuduktan sonra, telefonumda mesajlarımın arasında buluyorum, gözüm kayıyor, sevdiğim bir arkadaşım paylaşmış benimle, ‘gör’memişim, ‘oku’yamamışım böylesine; Şems tüm parlaklığıyla duruyor aslında karşımda, ‘ben’den bana;

Elalem şarap içer sarhoş olur, biz içmeden sarhoş olmuşuz. Bir şey yap güzel olsun, çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle, dilin mi dönmuyor o halde güzel bir şey gör veya güzek bir şey yaz. Beceremez misin? O zaman güzel bir şeye başla. Ama hep güzel şeyler olsun, çünkü her insan ölecek yaşta. (Şems-i Tebrizi)
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: