SUFLE / Aslı E. Perker

Hayata dair sufleler!


Sufle / Aslı E. Perker
“Kitap en iyi arkadaşıdır insanın” denile duyula gelmiştir, hemen hepimize ve ama pek çok kez de kulakardı etmişizdir bu deyişi, hatta asosyal, içine kapanık bulmuşuzdur kitap dostlarını. Aslı Perker’in kaleminden çıkma “Sufle” sanki bu yargılara inat o ananevi deyişin gerçekliğini kanıtlamak için yazılmış. Kitapla, kitaptaki kahramanlarla sağlam bir dostluk kurduğunu hissettiriyor insana. Kitapla sosyalleşip, dialoga dönüştürülemese de kahramanlarla yapılan hoşbeşler, iyi bir dinleyici olmanın dostluğun temeli olduğunu hatırlanıyor. Ete kemiğe bürünmüş dostlarımız nasıl ki ‘en iyi dinleyicisini’ arıyorsa dar zamanlarında, ‘kahramanlar’ Lillia, Ferda ve Marc da farklı şehirlerde, aynı hatta bağlanıyorlar adeta ortak dostları ile paylaşmak için yaşadıklarını; farklı zaman dilimlerinde Suflelerinin yirmidört buçuğuncu dakikalarında buluşuyor, ‘çöküş’e kadar dayanma sürelerini ölçüyorlar.

“Sufle”de dar zamanlarında hayatlarını bize açmış, üç isim var, üç şehirle özdeşleşmiş, üç metropolle. Hepsinin hayatından bir ‘tutam’ katılmış ve her biri oldukça hissettiriyor varlığını satırlarla kokusu yayılan bu lezzette. Üç karakterin kendi hükümranlığını ilan ettiği 3 mutfak, ortak bir lezzetle bağlanıyor birbirlerine. Hiç tanışmayan, fiziksel olarak keşişmeyen hayatlar her birinin ağzında benzer tatlar bırakıyor ve her bir malzeme hayatlarında yeni bir keşfe dönüşüyor. 

Newyork ‘sakin’i, Lillia, Manhattan’daki ‘hareketli’ hayatından önce, Filipinler’de gerçek ismi Manggagaway’i geride bırakmış, kendi kaderini ve hatta kederini kendi çizdiği bir hayatın kahramanı olmuştur. ‘Meleklerin Uğramadığı Yer’de yıllarca “parmak ucunda” geçirdiği bir hayata adeta mahkum olmuş ve evinde dahi, sınırlarla belirlenmiş alanlarda, onun payına mutfak düşmüştür. ‘Dünyasının merkezi’ mutfağından, evrene mesajlarını yemeklerinin ulaştığı damaklardan dış dünyaya yaymaktadır. Bu sözsüz iletişim, belki de bir tek kocası ve hayat arkadaşı olmaktan uzak Arnie’ye ulaşamaz. Arnie, insanların ‘özel’ alanlarına ve ‘özgürlüklerine’ karşı oldukça hassas ve nazikken karısını da kendisiyle eve, o hayata ‘mahkum’ ettiğinin farkına varmaktan çok uzaktır. Lillia’nın ise belki de hayata dair ve bir ‘göçmen’ olarak tek şansı, “işler ters gittiğinde dönebilme ihtimaliydi” ve hayatına giren diğer ‘konuk’ göçmenlerin birinden öğrendiği gibi ‘ilk seferde başaramazsa da denemekten vazgeçmemeliydi’. 

İstanbullu Ferda’nın keşifleri ve rutinlerle beslenen hayatı ise annesinin kalça kırığının beraberinde hayal kırıklıklarına ayrılmıştır. Ferda, tüm bu parçalara ayrılmaya rağmen, insanın ‘hayal kırıklıkları üzerinden beklentilerinin ne olduğunu daha iyi anlayacağına’ inanmaktadır. Tüm bunları düşünürken, ‘aynı gün yorgun bir adamın ve kederli bir kadının da dünyanın başka yerlerinde farklı saat dilimlerinde ellerini uzattıkları kitapta adeta duygularının yansımasını bulmuştu’; “Sufle: En Büyük Hayal Kırıklığı”. Ferda, belki de bu hayal kırıklığı üzerinden okuyucunun da beklentisini de yükseltmekteydi ve çöküşü beklerken, iyi çırpılmış yumurtaların kabarttığı sufleyi görmek sürpriz olmayacaktır.

Parisli, Marc ise hayalkırıklığı ve kederi bir arada, oldukça aniden evinin mutfağında ‘yere yatar’ halde bulmuştur. Marc, yıllar yılı ‘büyümeyen çocuklar’ olarak aşkla devam ettikleri hayatlarında ‘oyun arkadaşı’ Clara’yı kaybetmiştir. Sınır tanımayan mutluluğu yerini derin bir hüzne bırakmış ve ‘ortasını bulamamışken’, ilişkilerinde Clara’ya ait olan ‘uç’ta saf tutarak, kendine ‘yeni’ bir yol bulmuştur. Marc, Newyork ve İstanbul’da ölümü bekleyen ve gelmeyişiyle yaşamaya çalışanların aksine, ölümü ‘gören’ ve onunla hayatı yeniden keşfetmenin peşine düşer. Bu kez mutfak ‘oyun alanı’, tarifler ve isimlerini yeni yeni öğrendiği malzemeler oyuncakları olacaktır. Lillia ve Ferda’nın mutfak geçmişine sahip olmadığından Marc’ın suflesi öncelikle hayatının içinde pişecek ve uzunca bir süre ‘çöküş’ün gözleminden sonra, hayatı yemeklerine kattığı malzemelerin yanında, buluştuğu damaklarla, özenle hazırlanmış sofralarda kıvam bulacaktır. 

Üç şehir, üç mutfak, tek lezzet. ‘Yaratmak’, ‘keşfetmek’ ve ‘ölüm’ 3 başlığında tanışmadan kesişen 3 insanın hikayesini anlatan “Sufle”, Aslı Peker’in malzemeleri, akıcı üslubu, leziz tasvirleriyle, ‘tadını okuyucunun zihninde’ bırakıyor adeta. Dostlardan ayrılacağımı bilmek son sayfalarda epey hüzünlendirdi beni. Dostluğuma sahip çıkmak adına yazmadan edemeyeceğim, herbiri birbirlerinden ‘özel’ ama aslında bir o kadar tanıdık, dünyanın hangi köşesinde, hangi mutfağında sufle yapıyor olurlarsa olsunlar. 
Zihniniz, yüreğiniz kazındı mı ? O halde ‘lezzetli’ okumalar!

http://www.sabah.com.tr/kultur_sanat/edebiyat/2012/08/27/hayata-dair-sufleler

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: